Meksıt님의 프로필Türkiye'nin En Farklı Sp...블로그리스트방명록 도구 도움말

블로그


    Ah Şu Türkler Yok Mu!

    Kendinizi Türklere Emanet Edin
    16. yüzyılda Osmanlı Devleti'nin gelişme yolu üzerinde direnmiş ve Türk orduları ile savaşa tutuşmuş olmasından dolay Katolik Avrupa tarafından kendisine "Hıristiyanlığın şövalyesi" ünvanı verilen Boğdan Beyi Büyük Stefan'ın ölüm döşeğin de, evlatlarına gayet ibretli bir şekilde:

    "Belki de yakında himayeye muhtaç olacaksınız Asla Rus'a yanaşmayın. Haindir, sizi yok eder. Fakat kendinizi Türklere emanet edin. Adil ve merhametlidirler" diyerek nasihat ettiğini

    ------------
    Ecdadımızın Silinmez İzleri
    1976 yılında Suudi Arabistan'ın Cidde şehrinde, deniz suyunu tatlı suya çeviren bir tesisin açılışından sonra meslektaşları ile sohbete girişen dönemin Türkiye Büyükelçisi Necdet Özmen'in bir ara söze: "Bu Suudi Arabistan'ın ilk tuzdan arıtma tesisidir" diye başlaması üzerine
    Fransız Büyükelçisinin hayretler içinde kalarak:"No... Sör... Bu Suudi Arabistan'ın ilk tuzdan arıtma tesisi değildir. İlki Osmanlılar'ın 1800.lü yılların sonunda yaptığıdır" diyerek ecdadımızın eşsiz mirasından habersiz yaşayan elçimizi mahcup ettiğini ,,

    -----------------------

    Ağaca Asılan Zekat Parası
    Fatih Sultan Mehmet Han devrinde bir Müslümanın. günlerce dolaşıp yıllık zekatını verebileceği fakir birini arayıp bulamadığını
    Bunun üzerine zekatının tutarı olan parayı bir keseye koyarak Cağaloğlu'ndaki bir ağaca asıp, üzerine de:
    "Müslüman kardeşim, bütün aramalarıma rağmen memleketimizde zekatımı verecek kimse bulamadım. Eğer muhtaç isen hiç tereddüt etmeden bunu al" diye yazdığını..
    Ve bu kesenin üç ay kadar o ağaçta asılı kaldığını
    -------------------
    İnsanlığın En Muhteşem Harikası
    Osmanlı içtimai yapısı üzerine uzman olan Erlanyen Üniversitesi profesörlerinden Hutterrohta :
    "Osmanlı Devleti, geniş topraklarını ve üzerindeki çeşitli kavimleri, Topkapı Sarayı'ndan mükemmel bir şekilde idare ediyordu. O saray da batıdaki en mütevazi bir derebeyinin sarayı kadar bile büyük değildi. Bu nasıl oluyordu?" diye sorulduğunda, Profesör Hutterroht'un:
    "Sırrını çözebilmiş değilim. 16. asırda Filistin'in sosyal yapısı üzerinde çalışırken öyle kayıtlar gördüm ki hayretler içinde kaldım. Osmanlı, üç yıl sonra bir köyden geçecek askeri birliğin öyle yemeğinden sonra yiyeceği üzümün nereden geleceğini planlamıştı. Herhalde Osmanlı, devlet olarak insanlığın en muhteşem harikasıdır" diye cevap verdiğini. .
    -------------------
    Osmanlı Topçuluğu
    Kanuni Sultan Süleyman devrinde yıllarca İstanbul'da kalan ve yazmış olduğu eserini en büyük Hıristiyan hükümdarı II Filib'e takdim eden İspanyol yazar Cristobol de Villalon'un, dönemin Osmanlı topçuluğu hakkında:
    "Dünyada hiçbir devletin,Türk topçusu ile mukayese edilebilecek topçusu yoktur. İstanbul'da eski model olduğu için kullanılmayıp süs diye surlara konan topları inceledim Bunlar bile İspanya ordusundaki toplardan çok daha kaliteli idi.
    Tophane sırtlarında çaptan düşmüş diye yığılan 40 kadar topu hayretle seyrettim. Bunları alıp topçu kuvveti oluşturmak istemeyecek hiçbir Avrupa devleti bilmiyorum dediğini . .

    --------------------------------

    Barbar Kim?
    Bizans'ı kurtarmak üzere İstanbul'a çağrılan Haçlı ordularının Hristiyanlığın mukaddes kilisesi Ayasofyanın tepesinde ki altın haçı sökerek eritip sattıklarını...
    Yıllar sonra Osmanlı ordusunun İstanbul'un fethi sırasında bir yeniçerinin, fetih hatırası olarak saklamak maksadıyla Ayasofya nın küçük bir çini parçasını koparmak istemesini, Fatih Sultan Mehmed'in "tahribe teşebbüs"le suçlayıp cezalandırdığını

    -------------------------------------

    Dağistan Kartalı
    Yıllarca Kafkasya'nın istiklali için yılmadan mücadele vermiş olan büyük dava adamı İmam Şamil' in, vefatından sonra gasledilirken vücudunda cihat meydanlarında savaşırken meydana gelmiş yüzyirmi yara görüldüğünü

    ----------------------
    Yunandan İnsanlık Dersi(!)
    İstiklal Harbi senelerinde, Yunanlıların Ege bölgesini işgal etmesinden sonra İzmir'e gelen Yunan Kralı'nın civar kasabalardan birini teftiş ederken, şehit edilerek hendeğe atılmış bir sivilin cesedini gördüğünde. Bu kokmuş ölüyü neden gömmüyorsunuz?" diye sorduğunda, yanındakilerin de "Halka ibret olsun diye bırakıyoruz" karşılığını vermeleri üzerine bir krala değil, bir cellada bile yakışmayan:
    Başka öldürecek Türk mü yok? Bu pisliği kaldırın ve başkasını öldürüp onun yerine atın!" emrini verdiğini

    ---------------------
    Akif i Büyük Yapan Meziyet
    Vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un, İstiklal Marşı müsabakasındaki birinciliğinden dolayı kendisine zorla verilen 500 lirayı, fakr u zaruret içinde olmasına rağmen, fakir kadın ve çocuklara bir maişet temin etmek üzere kurulmuş olan "Darü'i Mesa i "ye bağışladığını...
    Halbuki İstiklal Marşı kabul edildiğinde, Mehmet Akif'in cebinde , Zonguldak milletvekili Hayri Bey'den borç aldığı iki lirasının olduğunu ve milli marş için 500 lira teklif edildiği günler de 140 lira ile Ankara'da bir çiftlik alınabildiğini...
    Paltosu dahi olmadığı için kışın bile ceketle dolaşan bu idealist şairin, çok soğuk günlerde ise, arkadaşı Baytar Şefik (Kolaylı)'dan muşambasını ödünç olarak giydiğini ...
    Baytar Şefik'in bir gün : Akif Bey, hiç olmazsa kendine bir palto alsaydın" demesi üzerine, ona darılıp iki ay konuşmadığını.
    Burdur Meb'us'u olarak I. Millet Meclisi'ne seçildiğinde ailesine: "Biz bu maaşı hak etmiyoruz ya... Ama, pek hak etmiyoruz da denemez. Elimizden geldiği kadar nihai zafer için çalışıyoruz. " dediğini

    ------------------------------------

    Hacizli Cenaze
    Son Osmanlı Padişahı Sultan VI. Mehmed Vahdeddin Han'a, ""Altıncı Mehmed sözündeki ""Altıncı kelimesinden kinaye olarak ""Altın seven adam manası çıkartılarak ithamlarda bulunulduğu . . .
    Halbuki Sultan Vahdeddin Han'ın, hayatının tehlikeye girmesinden dolayı memleketinden ayrılmak zorunda kaldığında şahsi mirası mahiyetinde babasından intikal eden bütün serveti beraberinde götürme imkanı varken, dasitani bir namusluluk örneği göstererek bu serveti Hazine-i Hümayun'a gönderdiğini...
    İtalya'da geçirdiği fakr -u zururet içindeki bir hayattan sonra 1926 yılında San Remo'da vefat ettiği zaman 120 000 lira borcu kaldığı için alacaklıları tarafından tabutuna haciz konuduğunu . . . Tahnit edilmiş cesedinin, kızı Sabiha Sultan'ın bu parayı binbir güçlükle temin etmesinden sonra Şam 'a naklolunarak Yavuz Sultan Selim Camii avlusuna defnedildiğini. ..

    --------------------------------

    Acı HatıraIar
    İtalyanların Libyayı bizden koparmak için Avrupalı müttefikleriyle siyasi alanda anlaştıktan sonra, bize karşı açacakları savaşın (Trablusgarp Savaşı) masraflarını karşılayacak yeterli hazinelerinin olmadığını...
    Buna karşılık Duyun-u Umumiye'ye başvurarak, bu savaşın masraflarını karşılamak için Anadolu'dan toplanan birikmiş paradan beş milyon altın lira çektiklerini ve bu bizim paramızla sağladıkları imkanlarla bizim toprağımız olan Libya'yı istilaya başladıklarını. .
    -----------------

    Vicdan Azabı
    Mekke Emiri Şerif Hüseyin'in İngilizlerle anlaşarak Osmanlı'yı arkadan vurduğunu ve mükafat olarak da İngilizler tarafından Hicaz Krallığı'na getirildiğini..
    Daha sonra Vehhabiler tarafından alaşağı edilerek İngilizlerin himayesinde Kıbrıs'a yerleştirildiğini ve hastalandığında da oğlu tarafından Amman'a getirildiğini...
    Ve günün birinde adet vechile saray bandosunun bahçede konser verirken "İzmir Marşı"nı çalması üzerine, oğlunun babasının üzülmemesi için pencereleri kapattırmak isterken baba oldukça ibretli bir şekilde:
    "Evlat, neden o pencereyi kapıyorsun? Ben velinimetine ihanet etmiş asi bir kulum, günahım büyüktür. Kral olacağımı düşündüm. Allah beni sürgünlüğe düşürdü. Hastayım diye kapatıyorsun. Bırak pencereyi aç, şu marşı dinleyeyim.
    Duyduğum vicdan azabının şiddeti, o eski hatıraların canlanması ile büsbütün artsın; bu dünyada çektiğim ızdıraptan vicdan azabıyla büsbütün ağırlaşsın, ta ki Cenab-ı
    Hakk. bu günahkar kulunu dünyada affederek, ahirette hesap gününde cezadan korusun"dediğini..
    ----------------------
    Osmanoğullarının Dramı
    Son Halife ll Abdülmecid. Han'ın, sürgün edildikten sonra diyar-ı gurbette vefat etmesi üzerine, kızı Dürrüşehvar Sultan'ın. İstanbul' a gelerek Savanora yatında. İsmet İnönü'yü ziyaret ettiğini ve kendisinden babasının vatan toprağına gömülmesini rica ettiğini...
    Altı asır cihanı aydınlatan bir neslin son temsilcisinin bu vatan toprağına gömülme isteğinin ; halk tarafından mezarının bir ziyaret yerine dönüştürebileceği endişesiyle İsmet İnönü tarafından reddedildiğini ve Hindistan Hükümeti'nin araya girmesiyle Suudi Arabistan makamlarından izin alınarak Medine'deki Cennetü'l-Baki kabristanının içindeki Ali Aba'nın ayak ucuna defnedildiğini.
    Yahudilerden Müthiş İtiraf
    1967 yılında Pariste düzenlenen dünya Yahudi Kongresi'nin zabıtları arasında bulunan bir belgedeki kayıtlara göre bir delegenin :
    "Evet bugün bağımsız bir devletimiz var ama mesut muyuz? Osmanlı'nın devrindeki gibi huzurlu muyuz? Samimiyetle ve hepinizin içinden geçenleri dile getirdiğime inanarak söylüyorum ki hayır!
    Bizim bu dünyada huzurlu ve emniyetli yaşamamız. ( Osmanlı'yı yeniden kurmaya bağlıdır!" diyerek bir gerçeği itiraf ettiğini
    ------------------------

    Kıyas
    Onuncu Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman ( 1495- 1566) döneminde Sivas vilayetimizin bütçesinin 2 0 milyon altın olduğunu . . .
    Buna karşılık yine aynı dönemde Fransa Birleşik Krallığı'nın bütçesinin 4 milyon altın ve Birleşik İngiltere Krallığı'nın bütçesinin de 3,5 milyon altın olduğunu
    -----------------------

    Osmanlı 'ya İhanetin Cezası
    Meşhur Mısırlı İslam alimi Muhammed el-Gazali'nin, Mescid-i Aksa'nın işgalinin 25.yılı münasebetiyle Kahire'de verdiği bir konferansta :
    "Şu bir hakikat ki, Müslümanlar, Osmanlı hilafet devletine hıyanet ettiler. İngilizler, bir milyona yakın Mısırlıyı Osmanlı hilafet devletini parçalamak için aldılar ve Müslüman Türklere karşı onları kullandılar ve Türkler perişan oldu.
    Türkleri, ihanet eden Araplar perişan etti ve biz bu yaptığımız hıyanet ve ihanetin cezasını Filistin ve Mescid-i Aksa topraklarının İngilizlerin eline geçmesiyle çok pahalı ödedik, Filistin ve Kudüs elimizden çıktı" diyerek çok acı bir itirafta bulunduğunu

    ---------------------------------------

    İngilizleri şok eden isim!

    İngiltere'de en popüler çocuk isimlerinden biri bugüne kadar George'du. Ancak ülkedeki dini ve etnik yapının değişmesi ile bu isim alt sıralara düştü. Onun yerini ise Muhammed ismi aldı.

    Haberi The Daily Telegraph gazetesi verdi. "Muhammed" ismi değişik şekillerde yazıldığı için en çok konulan adlar sıralamasında iki ayrı yerde bulunuyor.

    İngiltere'deki en yaygın yazılış şekli olan Mohammed, en çok konulan isimler listesinde 22. sırada... Bu sıralama ile en çok tercih edilen George ismini geride bırakmış durumda.

    Listede, diğer yazılış şekli ile "Muhammed" adı da 44. sıraya yerleşti. 2006 yılında 1422 çocuğa Muhammad verildi.

    Muhammed isminin iki ayrı yazılışının da İngiltere’de popüler isimler listesinde yer alması önemli bir kültürel değişimin habercisi olarak değerlendirildi.//

     

     

     

    ----------------------------

     

     

     

    Öyküler >> Hayata Dair >>

    YAŞLI RESSAM


    Ülkenin batısındaki küçük bir mahallenin bir sokagının neredeyse tamamı ressamlardan oluşmaktaydı. Bu mahallede, üç katlı bodur bir tugla yıgınının tepesinde iki kız arkadaşın stüdyoları bulunmaktaydı. Alt katlarında ise yaşlı bir ressam otururdu.

    Günlerden bir gün genç kızın arkadaşları zatürreye yakalandı. Genç kız günden güne eriyordu. Bir gün, arkadaşı resim yaparken o da yatagında pencereden dışarı bakıyor ve sayıyordu...

    Geriye dogru sayıyordu;'Oniki' dedi, biraz sonra da 'on bir'; arkasından 'on', sonra 'dokuz'; daha sonra, hemen birbiri ardına 'sekiz' ve 'yedi'. Arkadaşı merakla dışarı baktı. Sayılacak ne vardı acaba?

    Görünürde sadece kasvetli, bomboş bir avlu ile altı yedi metre ötedeki tugla evin çıplak duvarı vardı. Budaklı köklerinden çürümüş, yaşlı mı yaşlı bir asma, tugla duvarın yarı boyuna kadar tırmanmıştı.

    Dönüp arkadaşına 'Neyin var?' diye sordu. Hasta kız fısıltı halinde 'altı' dedi. 'Artık hızla düşüyorlar. Üç gün önce nerdeyse yüz tane vardı. Saymaktan başım agrıyordu. Ama şimdi kolaylaştı. İşte biri daha gitti. Topu topu beş tane kaldı şimdi.' 'Beş tane ne?' diye sordu arkadaşı. 'Yapraklar, asmanın yaprakları. Sonuncusu da düşünce, bende mutlaka gidecegim. Hissediyorum bunu.'

    Arkadaşı ona saçmalamamasını söyleyip içmesi için çorba götürdü. Fakat o; 'İşte bir tane daha gidiyor. Hayır, çorba falan istemiyorum. Bununla geriye dört tane kaldı. Hava kararmadan sonuncusunun da düştügünü görmek istiyorum.. Ondan sonra bende gidecegim.' diyerek cevap verdi.

    Genç kız uykuya daldıgında arkadaşı da alt kattaki yaşlı ressama ziyarete gitti. Bu sırada yaprak olayını da anlattı yaşlı ressama. Yukarı çıktıgında arkadaşı uyuyordu. Ertesi sabah hasta kız hemen arkadaşına perdeyi açmasını söyledi. Ama hayret! Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen upuzun gece boyunca aralıksız yagan yagmur ve şiddetli esen rüzgardan sonra, bir asma yapragı hala yerinde duruyordu.

    Sapına yakın tarafları hala koyu yeşil kalmakla birlikte, testere agzı gibi tırtıllı kenarlarına ölümün ve çürümenin sarı rengi gelmiş olan yaprak, yerden altı yedi metre yükseklikteki bir dala yigitçe asılmış duruyordu.

    'Bu sonuncusu' dedi hasta kız. 'Geceleyim mutlaka düşer diye düşünmüştüm. Rüzgarı duydum. Bu gün düşecektir, o düştügü an ben de ölecegim.' Agır agır geçen gün sona erdiginde onlar, alacakaranlıkta bile, asma yapragının duvarın önünde sapına tutunmakta oldugunu görebiliyordu.

    Derken şiddetli yagmur tekrar başladı. Hava yeteri kadar aydınlanır aydınlanmaz, genç kıza hemen perdenin açılmasını istedi. ASma yapragı hala yerindeydi. Genç kız, yattıgı yerden uzun uzun yapragı seyretti. Sonra arkadaşına seslendi; 'Münasebetsizlik ettim. Benim ne kötü bir insan oldugumu göstermek istercesine, bir kuvvet o son yapragı orada tuttu.

    Ölümü istemek günahtır. Şimdi bana biraz çorba verebilirsin' dedi. Akşam üstü gelen doktor ayrılırken; şimdi bir alt kattaki hastaya bakmam gerekiyor. Yaşlı bir ressammış sanırım. O da zatürree.

    Yaşlı adam çok agır bir durumda, kurtulma umudu yok ama daha rahat eder diye bugün hastaneye kaldırılıyor' dedi.

    Ertesi gün doktor;'Tehlikeyi atlattınız, siz kazandınız' dedi.

    O gün ögleden sonra arkadaşı, iyice iyileşmiş oaln arkadaşına alt kattaki yaşlı adamı anlattı. Yaşlı adam iki gün hastanede yattıktan sonra ölmüş.

    Hastalandıgı günün sabahı kapıcı onu, odasında sancıdan kıvranırken bulmuş. Papuçları, elbisesi baştan aşagı sırılsıklam, her yanı buz gibi bir haldeymiş. Öyle korkunç bir gecede nereye çıktıgına akıl sır erdirememişti kimse. Sonra, hala yanık duran gemici feneri, yerinden sürüklene sürüklene çıkarılmış bir portatif merdiven, bir de üstünde birbirine karışmış sarı, yeşil boyalarla bir palet ve saga sola saçılmış bir kaç fırça bulmuşlar. O zaman o son yapragın sırrı da çözüldü. Rüzgar estigi zaman bile yerinden oynamayan yaprak, yaşlı ressamın şahaseriydi. Yaşlı ressam, son yapragın düştügü gece oraya bir yaprak resmi yapıp yapıştırmıştı...

    ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    KELEBEK

    Bir gün, kirlarda gezintiye çikan bir adam, kenara oturdugu otlardan birinin dalinda , küçük bir kozanin varligini fark etti. Koza ha açildi ha açilacak gibiydi.

    Adam , bunun bir kelebek kozasi oldugunu tahmin ediyordu. Böyle bir firsat bir daha ele geçmez diye düsündü; ve bir kelebegin dünya yüzü gördügü ilk dakikalara sahit olmak istedi.


    Dakikalar dakikalari kovaladi , saatler geçmeye basladi , ama henüz kelebegin küçük bedeni o delikten çikmadi. Sanki , kelebegin disari çikmak için çaba harcamaktan vazgeçmis olabilecegini düsündü.


    Sanki kelebek elinden gelen her seyi yapmis da , artik yapabilecegi bir sey kalmamis gibi geldi ona. Bu yüzden , kelebege yardimci olmaya karar verdi: cebindeki küçük çakiyi çikarip kozadaki deligi bir cerrah titizligiyle büyütmeye basladi.


    Böylece , bir-iki dakika içinde kelebek kolayca disari çikiverdi. Fakat bedeni kuru ve küçücük , kanatlari burus burustu. Adam kelebegi izlemeye devam etti; çünkü kanatlarinin her an açilip genisleyecegini ve narin bedenini tasiyacak kadar güçlenecegini umuyordu.


    Ama bunlardan hiçbiri olmadi. Kelebek , hayatinin geri kalanini , kurumus bir beden ve burusmus kanatlarla yerde sürünerek geçirdi. Ne kadar denese de , asla uçamadi.


    Adamin bütün iyi niyetine ve yardimseverligine ragmen anlayamadigi sey , kozanin kisitlayiciliginin ve buna karsilik kelebegin daracik bir delikten disari çikmak için gereken çabanin , Allah’in kelebegin bedenindeki siviyi onun kanatlarina göndermek ve bu sayede kozanin kisitlayiciligindan kurtuldugu anda onun uçmasini saglamak için seçtigi bir yol olduguydu.

    Bu gerçegi ögrendiginde , hayat boyu unutamayacagi bir sey de ögrenmisti: Bazen , hayatta tam olarak ihtiyaç duydugumuz sey , çabalardir.

    Eger Allah , hayatta herhangi bir çaba olmadan ilerlememize izin verseydi , o zaman , bir anlamda sakat kalirdik . Olabilecegimiz kadar güçlenemezdik o zaman . Ve asla uçamazdik

     

     

    Fıkralar

    ALINGAN HIRSIZ

    Çinde bir üniversitede oldukça ilginç tamamiyle gerçek bir olay ..
    Kızın biri bir gün yeni aldığı bisikletiyle okula geliyor ve okulun
    bahçesindeki bisiklet parkına henüz kilit almadığı için öylece
    bırakıyor..

    Derslerin bitiminde okul çıkışı bisikletinin yerinde olmadığını görüyor
    ve çok sinirleniyor. .

    Ertesi gün sabah okula geldiğinde bisikletini üzerinde bir notla bir gün
    önce bıraktığı yerde buluyor. Üzerindeki notta "Çok özür dilerim ama
    bisikletine gerçekten çok ihtiyacım vardı aldıktan 2 saat sonra
    geri getirdim ama sanırım çıkışına yetişemedim çok üzgünüm anlayışın
    için teşekkürler."

    Kız doğruca bir bisikletçiye gidiyor ve 5 tane kilit alarak okula
    dönüyor.. bisikleti iyice kilitleyip 5 farklı anahtarla derse giriyor ve
    olayı arkadaşlarına anlatıyor..

    Ders bitimi okul çıkışında 5 kilit taktığını anlattığı arkadaşlarıyla
    beraber bisikletini almaya gittiğinde şok oluyor..

    Bisikletin üzerinde 10 kilit ve birde not var.. "Eğer acil ihtiyacım
    olduğu halde ben kullanamayacaksam sen hiç kullanamayacaksın."

        

    --------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

     

    :) ADVANCED ENGLISH
         Chicken translation: Pilic cevirme
         Leave the door december: Kapiyi aralik birak
         Where is this waiter who I put?: Nerede bu kodumun garsonu?
         Clean family girl: Temiz aile kizi.
         Your hand is on the job your eye is on playing: Elin iste gozun oynasta
         Sensitive meat ball: icli kofte.
         Urinate quickly, satan mixes: Acele ise seytan karisir
         There is no saturation to her observations: Onun gozlemelerine doyum olmaz
         Man doesn't become from you: Senden adam olmaz
         Enter the desk: Siraya gir
         Look my ram, I'm an Anatolian child, if I put, you sit.: Bak kocum ben Anadolu cocuguyum bir koyarsam oturursun
         Aeroplane out of the fart, say hi to that sweetheart: Osuruktanteyyare, selam söyle o yare
         Master !! do something burning-turning in the middle: Usta !! Ortaya yanardoner bisi yapsana
         Exploded egypt has escaped to my bosphorus: Bogazima patlamis mısır kacti
         In every job there is a no: Her iste bir hayir vardir
         She is such a mother's eye girl: Cok anasinin gozu bir kiz
         Don't die my donkey, don't die: Olme esegim olme
         Don't make me number: Bana numara yapma
         I will sew fig tree to your January! : Ocagina incir agaci dikecegim

        

    ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    Müşteri Her Zaman Haklımı ?
     

    Tüketici hakları konusunda "Müşteri her zaman haklı mı?" sorusunu irdelerken çeşitli ülkelerdeki mahkemelik olayları araştırmışlar ve buldukları belgelerden birisi. Olay gerçek... WorldPerfec (Bilmeyenler için yazıyorum, bilgisayar, elektrikli daktilo gibi aletler için program yapımcısı)... Bu Şirketin müşteriye yardım hattında banda alınmış bir telefon konuşmasını okuyacaksınız. Bu konuşma sonrası WorldPerfect görevlisi işinden kovuluyor. Kovulan görevli WorldPerfect'i kendisini "Gerekçesiz" işten çıkardığı için mahkemeye veriyor. İşte bu konuşmanın deşifresi.
    -WorldPerfect yardım hattı, buyrun, nasıl yardımcı olabilirim.
    -WorldPerfect`te bir sorun oldu.
    -Nasıl bir sorun?
    -Yazı yazıyordum, birden bütün kelimeler gitti.
    -Gitti mi?
    -Yokoldu!
    -Ekranda şu anda ne görüyorsunuz?
    -Hiç bir şey.
    -Hiç bir şey mi?
    -Yazdığım hiç bir şey ekrana çıkmıyor.
    -Hala WorldPerfect programında mısınız yoksa programdan çıktınız mı?
    -Bunu nereden bileyim.
    -Ekranda bir "C" harfi görüyormusunuz?
    -Bir "hece" mi..
    -Boşverin. Ekranda yanıp sönen bir çizgi var mı?
    -Söyledim ya hiç bir sey yazmıyor.
    -Monitör üstünde yanan bir lamba var mi?
    -Monitor ne?
    -Ekranı olan yer, televizyon gibi... Çalıştığınızı gösteren küçük bir lamba var mı?
    -Bilmiyorum.
    -Monitorün arkasına bakın, oraya bir elektrik kablosu giriyor olması lazım. Görebiliyor musunuz?
    -Evet.
    -Harika, o kabloyu takip edin duvarda elektriğe bağlımı bana söyleyin.
    -Bağlı.
    -Harika. Monitorün arkasına bakınca bağlı olan tek kablo mu gördünüz, yoksa iki tane mi?
    -Görmedim.
    -Tekrar bakar mısınız, ikinci bir kablonun da bağlı olması lazım.
    -Evet buldum.
    -Tamam, şimdi onu takip edin bilgisayara bağlı mı diye bakın.
    -Kabloya ulaşamıyorum.
    -Ulaşmayın, bağlı mı diye bakabilir misiniz?
    -Olmuyor.
    -Bir seyden destek alıp eğilip bilgisayarın arkasına baksanız...
    -Eğilmek dert değil, karanlık olduğu için bakamıyorum.
    -Karanlık?
    -Ofisin ışıkları kapalı, pencereden gelen ışık yetmiyor.
    -Ofisin ışıklarını yakın.
    -Yanmaz.
    -Neden?
    -Elektrikler kesik.
    -Elektrikler mi kesik. Tanrım..! (kısa bir sessizlik) Bilgisayarın kutusu, kitapları her şeyi duruyor mu?
    -Evet dolapta.
    -Şimdi bilgisayarı sökün, aynen aldığınızdaki gibi paketleyin ve aldığınız dükkana iade edin.
    -Durum bu kadar kötü mü?
    -Korkarım öyle!
    -Peki tamam. Onlara ne diyeceğim?
    -"Ben bilgisayar kullanamayacak kadar aptalım" diyeceksiniz...

     

       

     

    --------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    En Pahalı Papağan

    Adamın biri, papağan almak ister. Gittiği dükkândaki papağanları sırayla inceler.1.kafeste rengarenk, pırıl pırıl tüyleri olan papağanı beğenir. Etiketinde 5.000 dolar yazılıdır.
    - Dükkan sahibine sorar. “Bu kuş niye bu kadar pahalı?”
    - Dükkan sahibi “Bu papağan tam 7 dil biliyor, onun için”. Adam başka bir kafeste bembeyaz şahane bir kuş daha görür. Hem de 10.000 dolarlık. Yine sorar. Meğer bu kuş anayasayı ezbere okurmuş da ondan. Adam bir bakar en köşede ki kafeste, tüyleri dökülmüş ve kararmış yaşlıca bir kuş var. Ama o da ne tam 50.000 dolar. Peki der bu perişan haldeki kuşun nesi var.
    - Dükkan sahibi “ Vallahi birader, bu kuşun nesi var biz de bilmiyoruz. Ama öteki papağanlar sabahları buna günaydın üstat diyorlar.”

     

         

     

    --------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

     

    Kanadalı Türk'ün Günlüğü

    Kanada'ya tasinan bir Turk'un gunlugunden )
    Sevgili Günlük

    12 Agustos

    Kanada'daki yeni evime tasindim.Çok heyecanliyim.Burasi çok güzel.

    Daglarin manzarasi muhtesem.Onlarin karlarla kapli halini görebilmek için sabrimi zorluyorum.

    14 Ekim

    Kanada dünyanin en güzel yeri.Yapraklar kirmizi ve turuncunun tonlarina dönmeye basladi.Bir atla kir gezintisi yaptim ve bir kaç geyik gördüm. Çok güzeldiler.Muhtemelen yeryüzündeki en harika
    hayvanlar.

    Burasi cennet olmali.Burayi çok seviyorum

    11 Kasim

    Geyik avlama sezonu kisa bir süre sonra basliyor.Böyle harika

    hayvanlari oldürmeyi nasil olurda isterler anlamiyorum.Umarim

    yakinda kar yagisi baslar. Burayi seviyorum.

    2 Aralik

    Dün gece kar yagdi.Heryerin beyaz bir örtü ile kaplanisini

    seyretmek için gece kalktim.Tipki karpostal gibi. Disari

    çiktik merdivenlerdeki ve garajin önündeki karlari kürekle temizledik.

    Kartopu oynadik(ben kazandim). Kar temizleme makinasi

    (belediye'nin)gelince,garajin önündeki karlari tekrar

    temizlemek zorunda kaldik.Harika bir yer.

    Kanada'yi seviyorum.

    12 Aralik

    Dün gece biraz daha kar yagdi. Kar temizleme makinasi ile

    garajin önündeki karlari tekrar temizledik.Burayi seviyorum.

    19 Aralik

    Dün gece biraz daha kar yagdi.Ise gitmek için garajdan

    çikamadim.Burasi çok güzel bir yer fakat kürekle kar

    temizlemekten yoruldum.Kar temizleme makinasina Lanet olsun!

    22 Aralik.

    Bu beyaz boktan dün gece biraz daha yagdi.Kürekle kar atmaktan

    ellerim su topladi ve belim agrimaya basladi. Kar temizleme

    makinasinin ben garajin önünü kürekle temizleyene kadar yolun

    kösesinde gizlendigini düsünüyorum.Pezevenk...

    25 Aralik

    S....ttigimin yilbasisi.Yine yagdi.Eger kar temizleme

    makinasini kullanan pezevengi bir elime geçirirsem yemin

    ederim o pustu gebertecem.Yollardaki lanet buzlari eritmek için neden daha

    fazla tuz kullanmadigini anlamiyorum.

    27 Aralik

    Allahin belasi dün gece yine yagdi.Kar temizleme makinasinin

    en son gelisinden beri üç gündür karlari kürekle atamadigim

    için eve hapsoldum.Hiç bir yere gidemiyorum.Hava durumunu

    sunan spiker bu gece 25 santim daha yagacagini

    söyledi.25 cm karin kaç kürek edecegini biliyormusun ?

    28 Aralik

    Kusbeyinli spiker yanilmis.83 santim daha yagdi.Bu gidisle

    karlar yazdan önce erimez. Kar temizleme araci kara saplandi

    ve hiyar oglu hiyar sürücü benden küregimi ödünç istedi.

    Karlari temizlerken tam alti kürek kirdigimi ve sonuncusunu da

    onun kalin kafasinda kirmaktan zevk duyacagimi söyledim.

    4 Ocak

    Nihayet evden çikabildim.Markete gittim ve yiyecek aldim.

    Dönüste lanet geyigin biri arabamin önüne atladi.Arabamda

    yaklasik 3000 dolarlik hasar var.Bu hayvanlarin

    hepsini gebertmek lazim.Lanet yaratiklar her yerde varlar.

    Umarim avcilar hepsinin kökünü kurutur.

    3 Mayis

    Arabayi sehirde bir tamirciye götürdüm.Yollara dökülen bas

    belasi tuzlar yüzünden arabamin kaportasi çürümüs.

    10 Mayis

    Florida'ya tasindim.